Özel Beyaz Bireysel Gelişim ve Aile Danışma Merkezi - 0212 231 6112 / 0532 201 4180

 

 

 

Polivagal Teori, 1994 yılında nörobilimci Dr. Stephen Porges tarafından ortaya atılmıştır. “Poli” Yunancada “çok”, “vagus” ise Latincede “gezinmek” anlamına gelmektedir. Porges’e göre, bir insanın temel meselesi güvende olmaktır. Çok kısaca özetlersek, polivagal teoriye göre, insanın merkezi sinir sistemi, kişinin güvende mi tehlikede mi olduğunu anlamak ve bir tepkide bulunmak için üç tane alt sistem kullanır:

  • Sempatik sinir sistemi, “saldır ya da kaç” tepkisinin verilip verilememesini kararlaştırır.
  • Parasempatik sinir sistemi ise vücudun sakince çalışması, nabzın yavaşlaması, nefes alış-verişinin rahat olması ve sindirim sisteminin huzurla çalışmasını sağlar.
  • Vagus siniri, sempatik ve parasempatik sinir sistemlerinin bilgi sağlayıcısı olarak düşünülebilir. Beyinden çıkar, yüz ve boyundan geçerek karın bölgesine kadar iner. Vagus siniri, iki bölüm halinde incelenir: Diyaframdan aşağıda kalan dorsal bölüm ve diyaframın üzerinde kalan ventral bölüm. Donma tepkisi ventral bölüm ile bağlantılıdır. Bu bölüm, vagusun en eski bölümüdür. Vagus siniri, merkezi sinir sistemine iç organların durumu hakkında bilgi verir, diğer bir deyişle, beyni vücudun durumu ile ilgili olarak bilgilendirir. Vücudun çevreyle bağlantıya mı gireceğine yoksa bağlantıyı koparacağına mı karar verir.

 

Bu üç sistem, iki koşul altında çalışır: Kendimizi stres altında ve güvende hissetmediğimiz durumlar ve kendimizi güvende ve rahat hissettiğimiz durumlar. Porges’e göre, sinir sistemimiz “neuroception/ nörolojik algı”yı kullanarak kişinin içinde bulunduğu durumu tehlikeye göre tarar ve kişinin koşullara uygun davranması için gerekli tepkiyi vermesini sağlar. Bu tepkiler:

  • Sosyal bağlar kurmak
  • Saldırmak veya kaçmak, ve
  • Donmak olarak tanımlanabilir. Donma tepkisi, kişi tehdit altındayken ve ne kaçıp ne de saldırabildiği durumlarda ortaya çıkar.

 

Saldırma-Kaçma-Donma ve Otizm

 

Porges, otizmli bireylerin sinir sisteminin biraz daha farklı çalıştığı iddiasındadır. Kişi çevresinde bir tehdit algıladığı zamanlarda, vücudundaki kortisol düzeyi artar ve sempatik sinir sistemi harekete geçer, tehdit ortadan kalktığı zaman da parasempatik sistem tekrar devreye girerek kişinin sakinleşmesine yardımcı olur. Ancak çevreden gelen uyaranlar kişi için sürekli bir tehdit oluşturuyorsa bu, o kişinin sürekli saldır-kaç-don tepkilerinden birinin devreye sokması anlamına gelir, çünkü kişinin temel hedefi kendini güvende hissetmektir. Vagal sistem çok uzun süre uyarı altında kalırsa bu kişiye acı vermeye başlar. Porges, otizmli bireylerin sindirim sorunları, huzursuzluk, uyku bozuklukları gibi bir türlü açıklanamayan çok sayıda sorunlarının bu şekilde açıklanabileceğini öne sürer.

 

Bu noktada sosyal bağlar kurma sisteminden de bahsetmek yararlı olacaktır. Vagus siniri bu sistem ile doğrudan bağlantılıdır, çünkü belli bir durumda ne yapılması gerektiği konusundaki bilgileri bu sistemden alır. Bu sistem daha kişi anne karnındayken oluşmaya başlar. Sosyal bağlar kurma, görme, bakma ve bağ kurma ile ilgili göz kaslarını, yüz ifadelerini oluşturan yüz kaslarını, gülme, çiğneme ile ilgili orta kulak kaslarını, sesin kullanımını ve sosyal olarak anlamlı hareketler ve yön bulmayı yöneten başı döndürme kaslarını kontrol eder. Gözlerden, kulaklardan, ağızdan gelen bilgiler, vagus siniri ile vücutta gezer; eğer uyaranlar güvenliyse parasempatik sistem devreye girer, eğer uyaranlar güvenli değilse bu kez de sempatik sinir sistemi devreye girer. Eğer kişi kendini güvende hissediyorsa, sosyal bağ kurma sistemi üzerinden sözel ve sözel olmayan mesajlarını iletir. Bu durumda kişi güler, karşıdakinin yüzüne bakar, dinler, cevap verir. Ancak kişi bir tehdit sezinlediği an, sosyal bağlar kurmak önemini yitirir, kişi tüm enerjisini kendini güvende hissetmeye harcamaya başlar. Zaman içinde kişi, çok huzurlu olmadığı durumlarda da bedenini ve duygularını dengede tutmayı öğrenir. Ancak bu dengede tutabilme duygusu azaldıkça vücuttaki kortisol düzeyi yükselmeye başlar.

 

Otizmli bireylerin sosyal ve iletişim becerileri gerektiren durumlarda çok zorlandıklarını, hayal güçlerinin oldukça kısıtlı olduğunu ve duyu hassasiyetleri yaşayabildiklerini biliyoruz. Porges, otizmli çocukların dikkatlerinin baştan itibaren vücutlarının güvenliğine yönelik olduğunu söylemektedir. Dikkatin bedenden gelen ve rahatsızlık veren duyumlara yönelmesi ise çocuğun sosyal bağ kurma sistemini geliştirmesine engel olur. Sosyal ortamlar oldukça karmaşıktır ve orada gerçekleşen sözel ve sözel olmayan iletişimi çözmek hayli zordur. Zaman geçtikçe, bu çocuklar için sosyal ortamlar da birer tehdit haline dönüşebilirler. Değişik seslerin, kokuların, görüntülerin, tatların, dokuların bedene alınması ve yaratılan duyumların dengelenmesi gerekir, ancak otizmli bireyler bu duyumları sosyal bağlar kurarak dengeleyemedikleri için, onlar açısından çok zorlayıcı uyaranların olduğu ortamlarda saldırma, kaçma ya da donma tepkilerini devreye sokarlar. Otizmli çocukların dış dünya ile temasta gösterdikleri tepkiler, donma ile bir dereceye kadar sosyal bağ kurma arasındaki bir yelpazede çeşitlilik gösterir.

 

Porges, otizmin nedeninin hala tam olarak bulunamaması gerçeğinden hareketle, esas önemli noktanın bu çocukların merkezi sinir sistemlerinin sürekli stres altında olması olduğunu vurgular. Kişinin sosyal bağ sistemini oluşturması ve güçlendirmesi için dünyaya gözünü açtığı andan itibaren çevresindeki kişilerle bağlar kurması ve bağları kullanmayı deneyimlemesi gerekir. İnsanlar sürekli birbirlerinin sinir sistemine mesajlar gönderirler ve çoğunlukla bu mesajlar belli belirsizdir. Otizmli bir çocuk ise çevresini daha çok güvenlik açısından taradığından bu varla yok arası mesajları algılamakta zorlanabilir. Örneğin kaşın kalkması, dudağın bükülmesi, ses tonundaki tınının değişmesi otizmli bir çocuk tarafından algılanmayabilir. Konu sadece algılamakla da sınırlı değildir, otizmli çocuklar çoğunlukla incelikli mesajları vermekte de zorlanırlar. Bu da otizmli çocukla iletişim kurmaya çalışan kişiyi zora sokar.

 

Bir bebeğin doğumundan sonra gerçekleştirdiği ilk işlerden biri bedenini tanımak, bedeniyle neler yapabileceğini keşfetmek ve bedeninin içinde olmanın nasıl bir his olduğunu anlamaya çalışmaktır. Tabii bu merkezi sinir sistemi, olması gerektiği gibi çalışan çocuklar için söz konusudur. Zaman geçtikçe, çocuklar bedenleri üzerinden dünya ile daha karmaşık bağlar kurarlar, birçok durumu o durum daha gerçekleşmeden zihinlerinde canlandırabilir, neyin ne kadar hoşlarına gideceğini ya da gitmeyeceğini tahmin edebilirler. Bu da onların sosyal bağ sistemlerini geliştirmelerini kolaylaştırır. Ancak bebeğin sürekli saldır-kaç-don tepkileri ön plandaysa çevreyle bağında bu yapıtaşlarını oluşturmakta zorlanır.

 

Porges, son dönemlerde çok daha sık kullanılan aşıların, çevre kirliliğinin, ses kirliliğinin, doğum sırasında yaşanan travmaların da otizm tanısının artmasına katkıda bulunduğunu belirtir. Tüm bu çevresel dış etkinlerin çocuğun merkezi sinir sisteminin oluşumunda olumsuz bir etkisi olabilir.

 

Ne Yapmalı?

 

Otizmli bireyler, bedenleri ile ilgili daha çok farkındalık kazandıkça, parasempatik sinir sistemlerini ve sosyal bağ kurma sistemlerini daha çok devreye sokacaklardır. Bu otizmli bireylerin bedenleriyle oluşturdukları ilişkinin yeniden yapılanması anlamına gelmektedir. Otizmli bireylerin bedenlerini dinlemeyi ve kendilerini sakinleştirmeyi öğrenmeden, ayakkabı bağlamayı ya da saati okumayı öğrenmeleri çok zor olabilir.

 

Beyin düzenli bir eğitimle yeni devreler oluşturabilir. Beyne yeni uyaranlar sunulabilir, beyin uyandırılabilir, beyin yeniden canlandırılabilir. Burada akılda tutulması gereken en önemli konu, beyinde yeni devrelerin oluşumu için mutlaka bedenin de dahil edilmesi gerekliliğidir. Beden hafızasına kazınacak bir öğrenmenin içinde mutlaka hareket de bulunmalıdır. Hareketler tekrarlandıkça zihinde yer eder, birey bu hareketle ilgili düşünceler oluşturmaya başlar, planlar yapar, kendisini zihninde canlandırabilir, çeşitlemeler düşünür, kısacası bebeğin zihni ve bedeni arasında bir diyalog başlar.

 

Otizmli bireylerle hareket üzerinden çalışmaya başlamak çok yavaş ve bol tekrar gerektiren bir süreçtir. Burada en belirleyici öge çocuğun kendi hızı ve yeni bilgiyi alabilme kapasitesidir. Bu süreçte hem bir bebeğin doğumdan itibaren izlediği, standart sayılabilecek gelişim süreçleri hem de çocuğun bireysel özellikleri çocuğa nasıl yaklaşılması gerektiği konusunda yol gösterici olur. Belki çocukla önce sadece yerde yatarak ve bir ayağını yerden hafifçe kaldırmasını isteyerek belki de ayaklarını yere vurmasını isteyerek başlanabilir çalışmaya. Çocuğu hangi hareketlerin rahatlattığı keskin bir şekilde gözlemlenerek bunlar tekrar ettirilebilir. Çocukla ayna karşısında çalışarak kendini zihninde oluşturabilmesi için ona yardımcı olunabilir. Tüm çalışmada amaç çocuğun hem kendi bedeninden gelen hem çevreden gelen hem de karşısındaki kişiden gelen uyaranlar karşısında kendisini güvende hissetmesi, saldır-kaç-don tepkilerine daha az gereksinim duyması ve bu şekilde kendini dış dünyaya güven içinde açabilmesidir.

 

Bu yönde çalışmalar için Anat Baniel Method (ABM), Porges-The Listening Project Protocol (Porges- Dinleme Projesi Protokolü) ve buna benzer yöntemler araştırılabilir.

 

Kaynakça: