ZORBEY İLE DURBEY/ AKRAN ZORBALIĞI

Şeniz Pamuk

Klinik Psikolog/ BEYAZ Danışmanlık



“Anne bu sabah çok karnım ağrıyor, okula gitmek istemiyorum!” “Neden ki? Dün akşam bir şeyin yoktu?” “İşte”.  Bu konuşmalar sık sık tekrarlanmaya başlamıştı. Ali özellikle salı sabahları, beden eğitimi dersi varken evde ağlama krizleri geçiriyor, evden çıkmamak için kapının önünde yerlere yatıyordu. Aradan haftalar geçti. Bir gün Ali “Anne, neden benim boyum uzamıyor? Beden dersinde herkes benimle alay ediyor.”diyerek anlatmaya başladı. “Geçen gün de defterimin üzerindeki etiketten 3-A’yı silip 1-A diye yazdılar.”

 

Ali, Ayşe’ye feci  şekilde aşıktı.  Ayşe ise aslında Ali’den hiç hoşlanmamaktaydı. Ancak, Ali’nin ilgisi kendisini iyi hissettirdiği için akşamları bilgisayar üzerinden onunla konuşmakta, ancak ertesi gün yüzüne bile bakmamaktadıydı. Bir gün “Ali, ben ne istersem yapar mısın?diye sordu.  Ali büyük bir memnuniyetle “Evet, tabii” dedi.  “Benim için arkandan kalem sokar mısın? Ama bunu yaparken seni seyretmek istiyorum.” Ali, çok utanarak ve acı çekerek bu isteği yerine getirdi. Ertesi gün, Ali’nin videosu youtube’da yayınlandı. O günden sonra Ali’nin adı “Faber Ali” oldu, ancak Ali bir daha o okula gitmedi.

Aşağıdaki öyküde tüm kişiler hayal ürünüdür; gerçek kişilerle aralarındaki benzerlik tümüyle tesadüf eseridir. Hikayedeki kişilerin yaşam öyküleri örnek oluşturmak amacıyla bilinçli bir şekilde abartılmıştır.

Bir varmış bir yokmuş.  Bir zamanlar, büyük şehirlerden birinde aynı gün içinde iki çocuk dünyaya gelmiş.  Bu çocuklardan birinin adı Zorbey diğerinin adı ise Durbey’miş. Bu iki çocuk da ailelerinin ilk çocuklarıymış. İki çocuğun ailesi de çocukları dünyaya geldiğinde çok mutlu olmuşlar ve onları ellerinden gelen, bildikleri en iyi şekilde yetiştirmeye çalışmışlar.

Zorbey’in anne ve babası yoğun bir şekilde çalışıyorlarmış.  Bu da onları genellikle yorgun ve biraz da tahammülsüz yapıyormuş.  İkisi de Zorbey’in çok iyi yetişmesini istiyorlarmış, ancak işlerinde başarılı olmak ve ilerlemek de onlar için önemliymiş. Bu nedenle, Zorbey’in büyümesinde hem büyükannesi hem de arada değişen bakıcıları önemli bir rol oynamışlar.  Büyükannesi Zorbey’e çok düşkünmüş; onun çocukluğunu yaşaması gerektiğine inanır ve Zorbey’in istediği bir çok şeyi yapmasına izin verirmiş. Örneğin, parkta torununun sıra beklemesine kıyamaz, başka çocuklardan sıralarını Zorbey’e vermelerini istermiş; Zorbey bir yemeği beğenmezse hiç üşenmeden yenisini pişirirmiş.  Anne ve babası Zorbey’I çok özlemiş olarak eve dönerlermiş.  Annesi daha üstünü bile değiştirmeden oğluyla oynamaya çalışır, babası ise çocuğun kurallara ve disipline ihtiyacı olduğuna inanırmış; bir erkek çocuğunun bu kadar yumuşak, el bebe gül bebe bir şekilde yetiştirilmesini çok yanlış bulurmuş.  Ona göre bir erkek çocuğunun zora dayanması önemliymiş.  Çocuk düşünce hemen yanına gitmek yerine ona acıya katlanmayı, ağlamamayı öğretmek önemliymiş. Bu nedenle, evde ara ara çocuk yetiştirme konusunda tartışmalar yaşanırmış. Bu tartışmalar daha sonra anne ve babanın birbirlerini başka konularda da eleştirmeyle sürer, hakaretler ve küsmelerle son bulurmuş.  Zorbey, anne ve babasının tartışmalarından çok rahatsız olurmuş, ancak araya girmek istediğinde, babası ona daha da çok bağırır ve annesine çocuğa bu kadar yüz verdiği için daha da kötü sözler söylermiş.  Ertesi gün,anne ve babası Zorbey’e böyle şeylerin her ailede yaşandığını anlatırlarmış.

 

Zorbey, küçükken kendini çok güçlü, her istediği anında olan, sihirli güçlere sahip bir çocuk olarak düşünürmüş.  Büyümeye başladıkça, sihirli güçlere sahip olmadığı gibi, aslında galiba hiç bir güce sahip olmadığını düşünmeye başlamış. Babası iş seyahetlerine gittiğinde çok rahat ediyormuş, ancak babası evdeyken rahatı biraz bozuluyormuş.  Babasını çok seviyormuş, ama babasının da kendisini annesi ve büyükannesi gibi hayranlıkla izlemesini istiyormuş.  Gel zaman git zaman anne ve babasının giderek daha az konuştuklarını fark etmiş.  Bundan dolayı biraz da kendini suçlamış.  Zaten annesi de babası da gitgide daha sinirli olmaya başlamışlar.  Onlar arık trafikte, apartmanda bir çok kişiyle tartışıyorlarmış.  Zorbey, sonunda bu konuları düşünmemeye karar vermiş.  Bunları düşündükçe kime güvenebileceğini, kimin onu koruyacağını, kime sığınabileceğini bilemez oluyor, kafası iyice karışıyormuş. Zaten babası da hep “Erkek adam ağlamaz.  Birisi seni rahatsız ederse kendini mutlaka koru.  Bu dünyada güçlü olan kazanır.  Kolay pes etmeyeceksin!” gibi sözler söylüyormuş.  Zorbey, bir gün artık kendi başının çaresine bakması gerektiğine karar vermiş.  Kendini sihirli değneği elinden alınmış bir sihirbaz gibi hissediyormuş. Evde, kimseyi memnun edemiyormuş zaten.  Annesi, eskiden şirin bulduğu hareketlerini artık pek de şirin bulmuyormuş.  Eskiden döke saça da yese, evin içinde oradan oraya koştursa da annesi sesini çıkarmazken şimdilerde “Artık büyüdün, anlaman lazım” diyormuş.  Babası ise oldum olası “Bu çocuktan bakalım adam olacak mı?” bakışıyla bakarmış.  Zorbey, bu yetersizlik ve hayal kırıklığı yaratmış olma duygusuyla yaşamakta artık zorlandığı için duygu defterini kapatmış.  Artık duygu ve düşünceler yerine eylem zamanıymış. Madem kimse onu anlamak için uğraşmıyormuş kendisi niye uğraşsınmış ki? 

“Şiddet hedefi ile doğmaz, hedefine sonradan yönelir.”

Bir çocuk nasıl bir “zorba”ya dönüşür?

ü  Sözel, fiziksel ya da duygusal şiddete eğilim her bireyin içinde vardır. 1961 yılında, Milgram’ın yürüttüğü bir deney bu anlamda çok aydınlatıcı olabilir.  Bu deneyde, bir grup sıradan insanın, bir elektrikli sandalyede oturan, tanımadıkları bir kişiye bir takım sorular sormaları isteniyordu.  Elektrikli sandalyede oturan kişiler, aslında birer tiyatro oyuncusuydu ve oturdukları sandalye de gerçek birer elektrikli sandalye değildi.  Sandalyede oturan kişi kendisine sorulan soruyu her bilemediğinde, soran kişinin ona belli bir dozda elektrik vermesi gerekiyordu.  Kişinin her bilemediği soruda verilen elektriğin gücü artıyordu.  Bu deneyde, sıradan kabul edilen insanların, sandalyede oturan kişinin ne kadar acı çektiğini gördükleri halde, elektriğin gücünü arttırabildikleri gözlendi.  Uygulayıcılardan bir kısmı buna devam edemeyeceğini açıklasa da büyük bir kısmı deneye devam etti.  Bir başka deneyde de üniversite öğrencileri gardiyan ve tutuklu olarak ikiye ayrıldılar.  Burada da gardiyanların tutuklulara ne kadar acımasızca davranabildikleri gözlendi.   Deneylerde gözlemlenen bir başka olgu, kendilerini gören biri olmadığında, kişilerin uyguladıkları şiddetin dozunu daha da arttırabildikleri oldu. Kişiler, ayrıca lider konumdaki kişinin baskısıyla ve/veya kendilerine yardım eden birini bulduklarında, yani bir yandaşları olduğunda da şiddeti arttırabiliyorlardı.

ü  Şiddet, sosyal ortamlarda onaylanmaz, ancak şiddet kişileri büyüler de.  En popüler televizyon dizileri ya da bilgisayar oyunlarının çoğu yüksek dozda şiddet içerir.  Bu düzeyde şiddeti muhtemelen hiç birimiz uygulamaya geçiremeyiz, ancak uygulayan kişilere hayranlık duyabiliriz. Orada sergilenen güçle özdeşleşerek öfke duyduğumuz kişi ya da durumların hakkından gelebilmenin hayallerini kurarız. “Ben yapmadım, o yaptı” bakış açısı bizi rahatlatır.

ü  Şiddet, kişiyi tehdit edilen konumdan tehdit eden konuma getirir.

ü  Anne ve çocuk arasındaki bağ, çocuğun dünyaya geldiğinde, tanıdığı, bildiği ilk bağdır. Anne, çocuğuna aşırı düşkün olabilir ve onun zaman içinde ayrışmasına, özerkleşmesine izin vermeyebilir.  Bu çocukta bir öfke doğurur.

ü  Anne, çocuğun duygusal gereksinimlerini hiç karşılamıyor ya da kimi zaman karşılıyor olabilir. Bu da, çocukta bir güvensizlik, kendi değeriyle ilgili bazı şüpheler yaratabilir. Bu güvensizlik ve şüphe de çocukta öfke uyandırabilir.

ü  Şiddetin oluşumunda, anne ve babanın, erken çocukluk döneminde çocuğa nasıl yaklaştıkları önemlidir. Çocukların şartlı kabul gördükleri, sıcak paylaşımların pek de yaşanmadığı, çocukların her an cezalandırılma korkusu ile gergin oldukları ortamlarda “zorba” özelliklerine sahip çocukların yetişme olasılığı çok daha fazladır.

ü  Çocuğun doğduğunda nasıl bir mizaca sahip olduğu önemlidir. Dürtüsel, kendini kontrol etmede zorlanan, kolay öfkelenen ya da gerginleşen çocukların yaşları büyüdükçe de kendierini kontrol etmede daha çok desteğe ihtiyaç duydukları bilinmektedir.

ü  Zorba çocukların, kendi aileleri içinde fiziksel, sözel ya da fiziksel şiddete maruz kaldıkları ya da bu şiddete şahit oldukları bilinmektedir. Bu ailerde çocuk açısından nedeni tam anlaşılamayan dozda cezalar söz konusu olabilir. Öte taraftan, çocuğun her hareketinin hoş görüldüğü, çocuğa “öteki”, “ötekinin duyguları, hakları ve ihtiyaçları” kavramının hiç verilmediği aileler içinden de bu yapıda çocuklar çıkabilir.

 

Öyküye kaldığımız yerden devam edelim. Tam da o sıralar, anne ve babası Zorbey’i anaokuluna yazdırmaya karar vermişler.  Bu Zorbey’I biraz ürkütmüş başlarda.  Sonuçta hiç tanımadığı çocuklarla ve yetişkinlere birarada olacakmış.  Başta biraz çekingen davranmış, biraz öğretmenin yanında gezmiş.  Bu arada, kendisinin diğer çocuklardan biraz daha iri yarı olduğunu farketmiş.  Bir gün, oynamak istediği bir oyuncak arabayla bir arkadaşının oynadığını görmüş.  Arkadaşının yanına gitmiş ve arabayı çekmiş. Arkadaşı ona şaşkınlıkla bakmış, biraz itiraz edecek gibi olmuş, ama Zorbey arabayı arkadaşının elinden almış.  Arkadaşı ağlamaya başlamış.  Öğretmen, yanlarına gelip neler olup bittiğini anlamaya çalışmış; anlayınca da Zorbey’I uyarmış.  Zorbey, başını önüne eğip pişmanmış gibi yapmış.  Ancak oyuncağı bu kadar kolay ele geçirmekten de büyük bir keyif almış.  En sonunda kendisini güçlü hissedeceği, hatta belki kendisini babasına beğendireceği bir fırsat yakalamış.  Zorbey, o günden sonra çizgi filmleri daha bir dikkatli seyretmeye başlamış.  Oradaki kahramanların dövüş tekniklerini, herkesin onların gücüne nasıl saygı duyduğunu, onlardan nasıl çekindiklerini izlemiş.  Okulda, arkadaşlarına istediklerini göz önünde yaptırmaya çalıştığında başının derde girdiğini fark etmiş.  Üstelik, öğretmenlerinin neden böyle davranmaması gerektiği ile ilgili konuşmalarını dinler gibi yapıyor, ama aslında çok sıkılıyormuş.  Zaten o da öğretmenleri gibi dediklerini yaptırabiliyormuş, kısacası o da onlar kadar güçlüymüş.  Okulda, sevdiği bir tatlı çıkarsa arkadaşlarından birininkini yiyebiliyormuş; o bir oyuncakla oynamak istediği zaman beklemesine gerek yokmuş.  Çok canını sıkan olursa o çocuğu ısırabilir, itebilir, ona vurabilirmiş ya da onunla dalga geçebilirmiş. Zaten herkes onun sinirini bozmak için biraraya toplanmış gibiymiş.  Kimsenin onun sinirini bozmaya hakkı yokmuş ki! Bazen de öğretmeni onu uyardığında, bir çalışmayı iyi yapamadığını söylediğinde, sıra beklemesi gerektiğinde, birisi bir çalışmayı ondan iyi yaptığında da çok gerilirmiş ve vurmak istermiş.  Öğretmenleri için bu durum anlaşılmazmış. “Durup dururken vuruyor, ortada hiç bir şey yokken arkadaşlarını rahatsız ediyor” diye anlatırlarmış anne-babasına.

“Kavga ve zorbalık birbirinden farklıdır”

ü  Zorbalıkta güç eşitsizliği çok belirgindir. Zorbalıkta niyet bir sorunu çözümlemek değil, bir tarafın diğer tarafa zarar verme, onu aşağılama isteğidir. Zorba, ilişkinin tamiriyle ilgilenmez.  Kurban ise stres altındadır. Zorbalık tanımının içinde, bu davranışın sürekliliği de söz konusudur; sadece bir kez yapılmış bir davranışı zorbalık olarak tanımlamamak gerekir.

ü  Zorbalık yapan çocuk ve gençlerin empati yeteneklerinin, içgörülerinin ve sosyal becerilerinin yaşıtlarına göre daha az gelişmiş olduğu saptanmıştır.  Bu yapıdaki çocuklar, kendi duygu, düşünce ve niyetlerini anlayıp ifade edemedikleri gibi, karşıdaki kişinin iç dünyasını anlamak için de hiç uğraşmazlar.  Ya da anlasalar bile, bu onların davranışlarını değiştirmede bir etken oluşturmaz. Zorbalar daha .çok eylem odaklıdır.

ü  Zorba çocukların coşku, öfke gibi kuvvetli duygularını yönetemedikleri, bu duyguları dengeleyemedikleri ve bu duygular altında göze batan eylemlere yöneldikleri de bilinmektedir. Çok ufak bir rahatsızlık bile onların çok sert tepkiler vermelerine neden olabilir.

ü  Zorba çocukların bir bölümü, kendileri de reddedilme duygusunu yaşamışlardır.

ü  Zorba çocuklar, karşıdakinin davranışında sıklıkla kötü niyet ararlar.

ü  Bazı zorbaların özgüven duygularının oldukça düşük olduğu düşünülse de çoğu zorbanın özgüvenlerinin yaşıtları kadardır.  

ü  Zorbalık, çocuğun amacına ulaşmasıyla sürekli pekiştirilir ve kendi kendine ödüllendirici bir hale gelir. Bu şekilde de bir kısır döngü oluşur.  Bu çocukların dürtüsel ve hemen sonuca ulaşmak isteyen yapıları nedeniyle kendilerini durdurmaları giderek daha zor bir hal alır.

ü  Zorba çocukların çevresinde zaman içinde yandaşlar oluşur ve bu da bu davranıştan alınan tatmini arttırır.

 

Zorbey daha sonra ilkokula başlamış.  Artık, sınıfta en kolay rahatsız edebileceği çocukları seçmekte ve kendine bir takım oluşturmakta çok başarılıymış.  Okula başladığı gün sınıfta diğerlerinden daha zayıf, daha kısa boylu bir çocuk ilişmiş gözüne.  Bu çocuğun adı Durbey’miş. Zorbey, Durbey’in kalem kutusunu almış ve arkadaşlarına fırlatmış .  Durbey, kalemkutusunu almaya çalışsa da pek başarılı olamamış, arkadaşları onu top niyetine kullanmışlar.  Başka bir gün, Durbey’in kendi ödevlerini yapmasını istemiş.  Başka bir gün, Durbey’in kendisine kantinde harcamak üzere biraz para getirmesin istemiş.  Başka bir gün Durbey’I merdivenlerden aşağı itmiş.  Bu tür hareketleri yapmak ona kendisini çok güçlü hissettiriyormuş.  Aynı zamanda, sınıftaki bir çok çocuk kendisinden çekinir ve her dediğini yapar olmuş. Ara sıra müdüre ve rehber öğretmene gitmek zorunda olmasa keyfine diyecek yokmuş.  Bir de eve gittiğinde annesinin üzüldüğünü görmek onu biraz üzüyormuş ama bunu da çabucak unutuyormuş.

 

Zorbey, liseye geldiğinde beş ayrı okulda okumuş bir öğrenciymiş artık.  Ve giderek daha da umursamaz bir kişi olmuş. Zeki bir çocuk olduğu için dersleri çok kötü değilmiş.  Ancak bütün öğretmenleri isterse daha başarılı olabileceğini söylüyorlarmış ağız birliği etmişlercesine. Kendisine ileride ne olmak istediği sorulduğunda “patron” diyormuş.  Zorbey’in yaşı büyüdükçe, arkadaşlarına gücünü gösterme şekli de değişmeye başlamış. İnternet ve sosyal medya imdadına yetişmiş. Gerektiğinde başka arkadaşlarının profillerine girerek gözüne kestirdiği bazı çocuklara aşağılayıcı sözler, küfürler yazıp ya da resimleriyle oynayıp onları küçük düşürmeye çalışıyormuş.

 

“Zorbalık, çocuk büyüdükçe geçen bir durum değildir.”

 

ü  Zorbalık yapan bir çok çocuk, zayıf, aşırı kilolu, kendini koruyamayan ya da toplum tarafından makbul sayılmayan özelliklere sahip kişilerin aşağılanabilecek kişiler olduğu inanışını geliştirmişlerdir.  Bu nedenle, bir çok kişi, mağdur olan kişilerin güçlenmesi ve kendini koruması gerektiğine inanır.  Bir çok kişi de mağdurların aşağılanmayı hak ettiklerini düşünür.

ü  Zorba çocukların büyüdükçe, yaşıtlarına göre çok daha sıklıkla sigara, alkol ve madde kullandıkları, çetelere katıldıkları ve suç oranlarının daha yüksek olduğu bulunmuştur.

 

Hatırlayacağımız gibi Durbey,  Zorbey ile aynı gün doğmuştu. Durbey, ince yapılı bir çocuktu. Kilo ve boy olarak hiç bir zaman yaşından beklenenin altında değildi, ancak asla güçlü kuvvetli bir çocuk görüntüsü de sergilemiyordu. Durbey, anne ve babası ile birlikte bir aile apartmanında oturuyordu.  Büyükannesi, dedesi, halaları, amcaları ve kuzenleri ile sürekli birlikteydi. Durbey’in annesi çalışmıyordu.  Durbey, ailenin en küçük torunu olduğu için tüm gözler onun üstündeydi.  Ailede hiç kimse Durbey’in canının acımasını ya da mutsuz olmasını istemezdi; sanki herkesin ortak amacı onu ağlatmamaktı. Durbey, oldukça sakin yapıda bir çocuktu.  Kendi başına kaldığında da kendi kendine güzel oyunlar kurabilir, kendi kendine eğlenebilirdi. Durbey, evde olmaktan çok mutluydu; evden dışarı çıkmayı, yeni ortamlara girmeyi pek sevmezdi.  Ev dışındaki ortamlar ona biraz ürkütücü gelirdi.  Durbey’in anne ve babası da sakin yapıda, birbiriyle iyi anlaşan bir çiftti; evde pek sık tartışma da yaşanmazdı.  Bu nedenle, Durbey, seslerin biraz yükseldiği ortamlarda kendini çok rahatsız hisseder, ne yapacağını bilemezdi.  

 

Durbey, anaokulu yaşına geldiğinde, anne ve babası onu iyi bilinen bir okula yazdırdılar. Durbey, okulda olmaktan pek de hoşlanmadı, okula neden gitmesi gerektiğini pek anlamadı. Kendi evinde de oyuncaklar vardı, ailesi zaten yanındaydı.  Diğer çocukların koşuşturmaları, bağırmaları onu biraz rahatsız etti.  Arkadaşlarından çok öğretmenin yanında gezmeye başladı, çünkü öğretmen onun söylemeye çalıştıklarını, isteklerini anlıyordu.  Diğer çocuklar onu dinlemiyordu bile. Okulun bitiş saatlerini iple çekiyordu. Okula başlayalı bir kaç ay olmasına rağmen doğru dürüst bir arkadaş edinememişti.  Bu arada, öğretmeni ve ailesi Durbey’in tam göremediğini farketmişlerdi; Durbey’in artık gözlük takması gerekiyordu. Okula gözlükle geldiği gün diğer çocuklar onun çevresini sardılar ve “Dört göz” diye dalga geçmeye başladılar.  Bunu fark eden öğretmenleri çocukları susturmaya çalıştıysa da çocuklar Durbey’in yanından geçerken fısıltıyla aynı şeyi söylemeye devam ediyorlardı.

 

Durbey, daha sonra 1.sınıfa başladı. Boy olarak sınıfın en küçüğüydü. Boyu ve gözünde gözlükleriyle hem çocukların hem de velilerin dikkatini çekmişti.  Durbey ise annesinin eline yapışmış, bırakmıyordu.  Öğretmeni Durbey’I en öne oturttu.  Durbey yavaştı.  Öğretmenin istediklerini en son o yerine getiriyordu. Öğretmen kendisine bir şey söylediğinde sesi çok cılız çıkıyor, kimse ne dediğini anlamıyordu.  Tenefüslerde ise ya yalnız geziyor ya da kız arkadaşlarının yanında sınıfta kalmayı tercih ediyordu.  Diğer erkek arkadaşları gibi futbol ya da basketbol oynamak istiyor ancak buna gücü yetmiyordu.  Bu nedenle de kimse onu takımında istemiyordu.  Durbey, bir süre sonra geceleri rahat uyuyamamaya başladı.  Annesini sürekli yanına çağırıyordu. Evde olur olmaz her şeye ağlayarak karşılık vermeye başlamıştı. Anne va babasına “Beni ne kadar seviyorsunuz?”diye soruyor ya da “Beni hiç sevmiyorsunuz” diyordu. En dikkat çekeni de okula gitmemek için sürekli bahaneler bulmasıydı.  Bir gün annesi dayanamayıp okula, rehber öğretmeniyle görüşmeye gitti.  Ve ondan, Durbey’in sınıf arkadaşı Zorbey tarafından itildiğini, eşyalarının izinsiz alındığını öğrendi. Bunları Durbey neden anlatmamıştı? Rehber öğretmen de durumu tam olarak anlamaya çalıştıklarını ve konuya müdahale edeceklerini söyleyerek anneyi rahatlattı.

 

Durbey, bir süre sonra çok istekli olmamakla birlikte okula daha rahat gitmeye başladı.  Hala pek doğumgünlerine çağrılmıyordu.  Artık Zorbey ve bir kaç arkadaşından çok kızgın bir şekilde bahsediyordu, onların kendisine sürekli haksızlık yaptıklarını anlatıyordu. Annesi ve öğretmenleri neden tepki vermediğini sorduklarında ise korktuğunu söylüyordu.  En iyisi onlardan uzak durmak, hatta mümkünse görünmez olmaktı.  Durbey’in ders başarısı da düşmeye başlamıştı, çünkü dikkatini derslerine vermek yerine sürekli çevresini kollamaya vermesi gerekiyordu.  Ailesinin ise kafası tümden karışmıştı.  Bir gün okulunu değiştirmeyi düşünüyorlar, ertesi gün gidip arkadaşına vurmasını öneriyorlardı. Hayatta bu tip insanların hep karşısına çıkacağını ve bu tip insanlarla baş etmesi gerektiğini anlatıyorlardı.  Durbey ise ne böyle insanları ne de onların bulunduğu ortamları istiyordu. Gitgide daha çok odasına kapanmaya ve bilgisayarının başında zaman geçirmeye başladı.

 

Liseye geldiğinde hala yaşıtlarına göre daha çelimsizdi. Matematik yeteneğini keşfetmiş olan öğretmenleri onu özel olarak yetiştirmeye çalışıyorlardı.  Durbey, hiç bir arkadaş grubuna dahil değildi.  Her pazartesi günü, arkadaşları haftasonu yaptıklarını anlatırlar, o da gıptayla onları dinlerdi. Kendisi haftasonlarını çoğunlukla değişik matematik problemleri çözerek geçirirdi. Kendi kendine eğlenebildiği alanlardan biri de sosyal medyaydı. İlginç bulduğu şeyleri paylaşır, kendisini ilgilendiren konularda yorumlar yazardı.  Sınıfından bir çok kişi okulda yüzüne bakmadıkları halde, sosyal medyada onunla arkadaştılar ya da takip ediyorlardı.  Bir gün kendi fotoğrafını gördü. Daha doğrusu fotoğraftaki yüz kendi yüzüydü, ancak vücut bir kadın vücuduydu ve çıplaktı. Gözlerine inanamadı. Telefonunu hemen kapadı, ancak görüntü aklından gitmiyordu. Arkadaşlarının kendisine neler yapabileceğini az çok tahmin edip önlemini önceden alabiliyordu, ancak bu kez çok hazırlıksız yakalanmıştı. Ertesi gün okula gitmek istemedi. Ne yapacağını bilemiyordu. Bir an ölmeyi bile düşündü. Kendini çaresiz hissettiği çok zaman olmuştu, ama hiç bu kadar çaresiz hissetmemişti…

 

ü  Zorbalık mağduru olan çocuklar, genellikle daha sakin, daha içe dönük bir yapıya sahiptirler.

ü  Mağdur çocuklar, aileleri tarafından aşırı korunan ve aşırı sakınılan çocuklardır.  Çocuklar yapıları gereği çok da talepkar olmadıkları için, ailenin bu sarıp sarmalayıcı tavrı onları rahatsız etmez.  Ailelerinin her şeye kendileri adına karar verdiğinin farkında değillerdir. Bu nedenle evin dışına çıktıklarında, karşılarındakinden kendilerine bir zarar gelebileceği akıllarına gelmez. Bazı durumlarda kendilerini korumaları gerektiğini düşünemezler. Bir arkadaşlarının davranışından rahatsız olsalar bile, bunun rahatsız olunması ve tepki verilmesi gereken bir davranış olduğunu anlayamazlar.  Ailenin aşırı korumacı tavırları nedeniyle, Durbey, baskın kişilerle başa çıkamayacağına, çevrenin hep kendisinden daha güçlü olduğuna da inanmıştı.

ü  Mağdurlar, dışarıdan bakıldıklarında, hem fiziksel hem duygusal olarak kendilerini koruyamayacakları izlenimini verirler.  Genelde, daha hassas, daha kolay dağılan, daha kolay mızmızlanan bir yapıları vardır. Zorba, genellikle çevresindeki çocukları inceleyerek kurban konumuna en uygun çocuğu bulmaya çalışır.

ü  Kimi zaman da mağdur olan kişi, beklenenin aksine yaptığı işte çok başarılı olabilir.  Bu da, zorbanın yetersizlik hissine denk geldiği için performans alanında başedemediği kişiyle zorbalıkla, aşağılamayla baş etmeye çalışır. Üstün zekalı ve üstün yetenekli çocukların da sık sık zorbalığa maruz kaldığı bilinmektedir.

ü  Zorbaların çevresinde genelde bir arkadaş ordusu varken, mağdurlar genellikle yalnızdırlar.

ü  Mağdur çocuklar, bu konuyla, başlarına gelebilecekleri önceden tahmin etmeye çalışarak ve o ortamlardan kaçınarak baş etmeye çalışırlar. Örneğin okulda, az kişinin olabileceği ya da yalnız yakalanacakları yerlere gitmeyerek ya da sözlü saldırılara cevap vermeyerek.

ü  Bazı mağdurlar, sosyal beceri sorunlarına yol açan dikkat eksikliği, sosyal beceri eksikliği, iletişim zorluğu gibi zorluklar yaşıyor olabilirler. Bu nedenle de, karşıdaki kişinin imalarını ve beden dilini tam anlayamıyor olabilir.

ü  Mağdurların çoğunda dikkat çeken fiziksel bir özellik olabilir. Bu dış görünüş, fiziksel yapı ya da gözlük, kulaklık, diş teli kullanımı olabilir.

ü  Ancak, herkes bir mağdur adayıdır. Tam olarak hiç bir özellik kişiyi bu durumdan muaf kılmaz. Sorun genellikle yanlış zamanda yanlış yerde olmakla ilgilidir.

Gelecek de Bir Gün Gelecek

YANLIŞ: “Bunlar daha çocuk. Hayatta daha neler görecekler! Birbirleriyle yaşamaya alışmaları gerekir.” 

 

Çocuklukta yaşanan her şey, yetişkinlik dönemine taşınacak olan, kişilerin kendileriyle ilgili bazı inanışların temelini oluşturur.  Zorbalar için bu “Ben güçlüyüm ve istediğimi elde etmeye ne pahasına olursa olsun hakkım var.” “Bu dünyada ancak insanını kendisine faydası olur.” “Kendini güvende hissetmek istiyorsan işini şansa bırakmayacaksın.” “Dünya tehlikelerle dolu.”gibi inanışlar olmaktadır. Buradan da tahmin edilebileceği gibi zorbalar arasında ileride suça yönelme oranı oldukça yüksektir. Gençlikte alkol, sigara ve madde kullanımı, çetelere girme, yalan söyleme, kanun dışı şeyler yapma davranışı sürekli gözlenir. İstediklerini anında yerine getirme dürtüsü, engellenmeye dayanamama, gücünü sürekli hissetme ihtiyacı, geçmişinde zorbalık olan kişilerin, işyerlerinde, ikili ilişkilerinde çok daha fazla sorun yaşadıklarını göstermektedir. Bu kişiler de suçluluk duygusu ve içgörü pek gelişmemiştir. Anlamlı neden-sonuç ilişkileri kuramazlar. “Öyle gerekiyordu, öyle oldu” gibi bir mantıkları vardır. İnsanlarla ilişkileri de genellikle “benden olan” ve “benden olmayan” şeklinde ayrılır.  Ancak, kendisine yakın bir kişinin en ufak bir hatasında “düşman” tarafa konulması da işten bile değildir.

 

Mağdurlar için de “Ben çok değersizim, önemsizim, güçsüzüm.” “Dünya benim baş edemeyeceğim kadar zor bir yer.”gibi inanışlar söz konusu olmaktadır. Bu kişilerin çok daha ileri yaşlarında dahi, geçmiş günleri hatırladıkları ve travma sonrası stres sendromu’na benzer tepkiler gösterdikleri gözlenmiştir.  “Her şey benim suçum. Ben kötüyüm ve beceriksizim” gibi bir inanışları olduğu için ileride depresyona girme ihtimalleri de çok yüksektir.

 

Her türlü güçle bu kadar büyülenmiş olan günümüz toplumlarında, zorba olanlar biraz da toplumun genel geçer değerlerine daha çok uydukları için çok da eleştirilmiyorlar. Bunun yerine mağdurların güçlenmesi bekleniyor.

 

Çeşit çeşit zorbalık

ü  Fiziksel: En göze batan zorbalık türü de olsa, aslında en az kullanılan yöntemdir. Vurmak, çelme takmak, itmek, çekiştirmek gibi

ü  Sözel: Sözlü ve sözlü olmayan biçimde karşıdakini küçük düşürmeyi hedefleyen davranışlar. Alay etme, göz çevirme, el hareketleri yapma, isim takma gibi.  Bu davranışlar, zaman içinde daha çok kızların kullandığı yöntemlere dönüşmektedir.

ü  Sosyal: Buna kısaca dışlamak da diyebiliriz.

ü  Sanal: Adından da anlaşılacağı üzere sanal ortamlar, diğer bir deyişle sosyal medya üzerinden küçük düşürme, rezil etme, onuruyla oynama da diyebiliriz.

 

“Ordaydım, ama…”

Zorbalık ve mağdur olma konumuzun ana eksenini oluşturuyor.  Ancak  bu iki grubun yanında bir de bu konuya şahitlik eden çocuklar bulunmaktadır. Şahitlik eden, ancak tepki vermeyen öğrenciler, zorbalığın devam etmesine dolaylı olarak katkıda bulunurlar.  Zira bu öğrencilerin orada olup müdahale etmemeleri, zorbayı davranışları konusunda cesaretlendirmekte, kurban açısından ise drum daha da korkutucu olmaktadır. Olaya şahitlik eden öğrencilere, neden müdahale etmedikleri sorulduğunda,

·      zorbanın intikamından korktukları,

·      neye şahitlik ettiklerinin çok farkında olmadıkları,

·      sessiz kalmaları ile zorbanın davranışlarını devamına sebep olduklarını bilmedikleri,

·      aileleri tarafından böyle olaylara karışmamalarının söylendiği,

·      hedef olan kişiyi kendilerinin de sevmediği,

·      hedefin bu durumdan kendi kendine kurtulması gerektiğini düşündükleri,

·      bir büyük yerine bir arkadaşına haber vermenin yeterli olduğunu düşündükleri,

·      kendileri hedef olmadıkları için rahatlamış oldukları,

·      ses çıkarırlarsa kendilerinin hedef olabilecekleri cevaplarını sıralamışlardır.

·      Şahit olan öğrencilerin zaman içinde dürtüleri kontrol etme becerilerinin zayıfladığı görülmüştür.

·      Bu öğrencilerin bu konu karşısında hissettikleri sorumluluk duygusu da zaman içinde azalmaktadır.

 

 Bu tarz düşünme biçiminin değiştirilmesi zorbalık ile mücadele programının bel kemiğini oluşturmalıdır. Okullarda öğrenciler arasında zorbalığın hoş görülmediği ve “cool” olmadığı bir iklim yaratılmaya çalışılmalıdır.

 

“Okulda herkes mutlu olsun tabii de…”

 

ü  AİLELERİN ÇOCUKLARINA AKTARDIKLARI DEĞERLER: Zorbalık konusunun, toplumun ve ailelerin çocuklarına aktardıkları değerlerle ve aile tutumlarıyla çok bağlantılı olduğunu gördük.  Dolayısıyla, çocukların birbirlerine karşı tutumları değişecekse ve çocuklar daha adil ve barışcıl bir dünyanın temel taşlarını oluşturacaklarsa çözüme ancak bir ekip çalışmasıyla ulaşılabileceğini de görmek gerekir.  Ailelerin bu duruma seyirci kalmamaları çok belirleyici bir etkendir. Aile içinde güç yerine haklardan ve adaletten bahsedilmesi son derece önemlidir.  Bu nedenle de, ailelerin öncelikle hayatta kendi önceliklerinin ne olduğu, ne tür tutumları beğendikleri ve desteklediklerini gözden geçirmeleri önemlidir. Çocuklar için eylem, sözden önce gelir; gördüklerini ve hissettiklerini uygulama olasılıkları kendilerine söylenenleri uygulama olasılıklarından yüksektir.

ü  Mağdur olan çocukların durumlarının aile içinde konuşulabiliyor olması önemlidir. Bir çok mağdur daha fazla mimlenmemek, arkadaşsız kalmamak adına başlarına geleni paylaşmaktan çekinirler.

ü  Çocuk durumunu paylaştığında “Bunda üzülecek bir şey yok” “Her şeyi bilmek istiyorum”, “Sen bu işi bana bırak” gibi alaycı, kurtarıcı ya da aşırı sorgulayıcı tavırlardan kaçınmak gerekir.

ü  En önemli tavır, sorunu sakin bir şekilde ciddiye almaktır.

ü  Böyle bir durumdan haberdar olan ailelerin vakit kaybetmeden okul idaresiyle iletişime geçmeleri gerekir.

ü  KONU HAKKINDA FARKINDALIK YARATILMASI: Müdahalenin en önemli öğelerinden olan bu aşamada yapılan, konuya dahil olan bütün birimlere zorbalığın ne olduğu ve çeşitleri konusunda bir farkındalık kazandırmaktır. Kazandırılması gereken bir önemli farkındalık da, olaya şahitlik eden öğrencilerin davranışlarının, zorbalıkla mücadelede öneminin anlaşılmasıdır. Zira bu öğrencilerin şahit oldukları olaylardan sonra harekete geçmeleri, okul içerisinde şiddet karşıtı bir atmosfer yaratılmasındaki en temel unsurlardan biridir.

 

ü  YETİŞKİNLERİN SORUMLULUK ALMASI: Bu olgunun oluşmasında ve devam etmesinde sorumluluk taşıyan bir diğer etken ise, yetişkinlerin bizzat zorbalığın içinde yer almaları ya da bir şekilde olmasına göz yummalarıdır. Öğretmenlerin çeşitli zorbalıklara şahit olduklarında (sözel, sosyal veya fiziksel), bunu öğrenciler arasında halledilmesi gereken bir mesele olarak gördükleri ve bu yüzden olaya karışmadıkları sıkça görülmektedir. “Aranızda halledin!” cümlesi, öğrencilerin belki de en sık duyduğu cümlelerden biridir. Aile, öğretmen ve öğrencilerin konuya karışmamalarının bir diğer nedeni ise, bu pasif tutum ile olayın devamına nasıl da katkıda bulunduklarını bilmemeleridir. Zorbalıkla mücadelede, öğretmen ve ebeveynlerin bu olgu hakkında bilinçlendirilmeleri ve mücadelede aktif olarak görev almaları sağlanmalıdır.

ü  Müdahale programlarına zorbalar çok zor katılım sağlarken mağdurların katılım konusunda çok daha istekli oldukları gözlenmiştir.

 

ü  Okullarda müdahale programları kararlı bir şekilde uygulanmaya başlandığında kız öğrencilerin arkadaşlarına karşı daha destekleyici oldukları ve konuya daha duyarlı yaklaştıkları bulunmuştur.

 

ü  OLUMLU DAVRANIŞLARIN ÖDÜLLENDİRİLMESİ: Olumlu davranışların ödüllendirilmesi, her zaman olumsuz davranışların cezalandırılmasından daha olumlu ve kalıcı sonuçlar verir. Bu şekilde, hem zorbaların zorbalık davranışlarını azaltmak, ancak öte yandan daha paylaşımcı ve destekleyici davranışlarını arttırmak hem mağdurların özgüvenli davranışlarını arttırmak hem de şahitlerin duruma daha çok müdahale etmelerini sağlamak mümkündür. Zorbanın herhangi bir zamanda ve yerde, kendisinden daha güçsüz bir öğrenci ile olumlu iletişimini tespit etmek, tam olarak tanımlamak ve övmek bu davranışın çoğalmasına sebep olacaktır.

 

ü  OLUMSUZ DAVRANIŞLARIN SONUÇLARI İLE YÜZLEŞTİRİLMESİ VE CEZALARIN UYGULANMASI: Zorbalığın hiçbir şart altında kabul görmemesi ilkesi ile hareket edildiğinde,olumsuz davranışların, yani zorbalık davranışlarının cezalandırılması gerekmektedir. Bu cezaların, yapılan davranışın niteliği ile ilintili olması, temel ceza verme prensibi açısından çok önemlidir. Her şeyden önce davranış ile ilgili olarak bir farkındalık kazanılması ve sorumluluk alınması sağlanmasıdır (öğrencinin bizzat kendisinin ailesini arayıp yaptığı davranışı açıklayıp araması gibi). Bundan sonra öğrencinin uygun bir ceza ile daha olumlu davranışlarının çoğaltılması sağlanmalıdır, örneğin gözetim altında bu öğrencinin kendisinden daha küçük çocuklara yardım etmesi gibi. Burada önemli bir ayrıntı, küçük çocuklardan olumlu bir geri bildirim alana kadar bu öğrencinin bu görevde kalmaya devam etmesidir. Böylece zorba kendisinden daha güçsüz bireylerle iletişim kurmakta ve güç kullanmadan, daha farklı yollarla problem çözmesi desteklenmektedir. Gerekli görüldüğü takdirde daha sıkı önlemler de alınabilmektedir. Örneğin zorbanın öfke yönetimi konusunda bir eğitime katılması gibi.

ü  GÜVENLİ DAVRANIŞIN KAZANDIRILMASI VE PEKİŞTİRİLMESİ: Peki, çocuklar gerçekten haklarını aradıklarında ya da haklarını savunduklarında nasıl davranacaklar?  Bunun için, çocukların duygu, düşünce ve isteklerini sözle nasıl ifade edecekleri yönünde de eğitilmeleri ve desteklenmeleri gerekir.  Kişinin içinde hissettiklerini, aklından geçenleri kelimelere dökme becerisi kazanması aslında bir yaşam becerisidir.  Bu doğrultuda karşıdaki kişinin söylediklerini dinlemek, anlamaya çalışmak ve saygı göstermek son derece önemlidir.  Bu konuda eğitim ve modelleme de öncelikle ailelerin ve eğitimcilerin görevidir.

ü  FARKLI SORUN ÇÖZME BECERİLERİNİ BENİMSEMEK: Çocukların hem evde hem okulda neyin sorun olarak tanımlanabileceği ve bu soruna hangi yöntemlerle yaklaşılabileceği konusunda eğitilmeleri de önemlidir. Çocuğun önerdiği her çözümün artıları ve eksileri, karşılaşabileceği sonuçlar onunla tartışılmalıdır.

ü  UZMAN DESTEĞİ ALMAK: Daha genel müdahalelerle sonuç alınamayan durumlarda gerek mağdurun gerekse zorbanın kendilerinde eksik olan becerileri geliştirmeleri ve bu konunun sonuçlarını yetikinlik dönemine taşımamaları için bir uzman desteği almaları, çözüm sürecini hızlandırabilir.

 

 


Paylaş