PEDOFİLİ

ŞENİZ PAMUK/ KLİNİK PSİKOLOG

Pedofili, bir yetişkinin, henüz ergenliğe ulaşmamış, dolayısıyla “küçük yaş grubu” olarak kabul edilen çocuklara karşı duyduğu cinsel yakınlık olarak tanımlanabilecek bir bozukluktur. Ancak, pedofili temelde eğilim ve fantazi düzeyinde yaşanır. Bu fantazilerin eyleme geçmesi “çocuk istismarı”, diğer bir deyişle çocuklara yönelik taciz ve/veya tecavüzü oluşturur. Çocuğa yönelik cinsel istismar, her zaman pedofiller tarafından gerçekleştirilmez. Bir pedofil, tüm yaşamı boyunca sadece fantazi düzeyinde kalabileceği gibi, çocuklara hiç yönelimi olmayan bir kişi, bir çocuğa taciz veya tecavüzde bulunabilir. Pedofiller, sapkınlıklarını genellikle çocukları elleme ya da onlara belli şeyleri yaptırma ve o sırada onları seyretme, çocuk pornografisi koleksiyonu yapma şeklinde dışa vururlar. Ancak cinsel istismarda, faillerin %80-90 gibi bir oranının pedofil yönelimleri olduğu da bilinmektedir. Pedofillerin büyük bir çoğunluğunu erkekler oluşturur. 
Pedofiller, genellikle iki gruba ayrılır. “Gerçek” ya da “tümüyle” pedofiller, sadece ve sadece çocuklarla ilgilenirler, tüm cinsellikleri çocuklara yöneliktir. Diğer grup ise cinselliğini hem çocuklara hem de yetişkinlere yönlendirmiştir. 
Pedofili konusunda bilimsel araştırma yapmak tahmin edilebileceği gibi oldukça zordur. Bu nedenle pedofili konusunda bir çok soruya çok kapsamlı cevaplar vermek de mümkün değildir. Örneğin pedofilinin nedenleri saptanamamıştır, ancak diğer bazı psikiyatrik rahatsızlıklarla birarada görüldükleri bilinmektedir.
Pedofili, eğitim ve sosyoekonomik düzeyle bağlantılı olmaktan çok bazı kişisel ve yapısal özelliklerle bağlantılı bulunmuştur. Pedofillerde genel olarak saptanmış özellikleri şu şekilde sıralamak mümkündür:
• Ergenlikten önce veya ergenlik sırasında ortaya çıkması ve kalıcı olması
• Kendine güvenin düşük olması
• Sosyal becerinin çok zayıf olması; sosyal ortamlarda aşırı zorlanma
• Karşı cinsle ilişkide çok zorlanma
• Gizli, pasif, doğrudan ifade edilmeyen saldırganlık
• Zihinsel, bilişsel işleyişte çarpıklıklar; eylemleri, fantazileri haklı çıkaracak mantık bağlantıları kurmak. Örneğin, çocuğa karşı aşırı bir sevgi beslediğini ya da bu sevginin karşılıklı olduğunu düşünmek
• Aile dışından çocukları da rahatsız etme
• Çocuklara yaklaşmak ve onlara sevimli görünmek için taktikler geliştirme
• Çocuklukta benzer bir duruma maruz kalma
• Dürtüleri kontrol etmede ve yönetmede zorluk
• Zeka düzeyinin sınırda olması
• Benzer zeka düzeyindeki öğrencilerle karşılaştırıldığında okul başarısının düşük olması
• Ortalamanın altında bir boya sahip olmak
• Çocuklukta beyin sarsıntısına maruz kalmış olmak
• Beyin yapılarında çok ufak boyutta farklılıklar

Bir pedofille ilgili olarak sorulacak sorular, 
• Neden bir yetişkine değil de bir çocuğa ilgi duyuyor?
• Neden bir çocuk onu cinsel olarak uyarabiliyor?
• Neden cinsel olarak tatmin sağlayacağı daha uygun seçeneklere yönelmiyor? Ve
• Neden vazgeçmiyor? şeklinde özetlenebilir. 

Bu soruların standart cevapları yoktur ve her pedofil için ayrı ayrı araştırılmaları gerekir. 

Bir çocuğun bir pedofil ya da başka bir yetişkin tarafından tacize uğramasında, en yaralayıcı etmenlerden bir tanesi aradaki güç ve farkındalık dengesizliğidir. Bir yetişkin böyle bir durumda ne yaptığını tam olarak bilebilecekken bir çocuk, güven duyması gereken yaş grubundaki birinden böyle bir muamele gördüğünde genellikle iç sesi ona bir şeylerin yolunda olmadığını anlatırken yaşının ve konumunun verdiği çaresizlik ve yetersizlikten ötürü mağdur olmak durumunda kalır. Çocuk, genellikle çocuğun zaten tanıdığı aileden ya da tanıdık çevreden bir kişinin istismarına uğrar. Yine çok büyük bir yüzdeyle çocuk o kişi tarafından tehdit edilir; yaşadıklarını söylediği takdirde kendisinin ve ailesinin başına çok kötü şeyler geleceği söylenir. Bu nedenle, bir çok çocuk yaşadıklarını bir süre dile getiremez. Burada korku kadar utanç da önemli bir rol oynar. Bir çocuğu istismar edebilme noktasına gelmiş bir yetişkinin yapabileceklerini bir çocuğun hayal etmesi ve gerçekmiş gibi anlatması pek mümkün değildir. Ancak, çok nadir durumlarda çocuğun hayali ile gerçeği karışır. Örneğin 5-6 yaşlarında, cinsel kimliğini tanımlamaya başlamış bir çocuğun karşı cinsteki ebeveynle ilgili fantazileri bulunabilir ve bunları gerçekmiş gibi anlatabilir; ancak böyle bir durumda bile çocuğun anlattıkları daha “masum” boyuttadır. Dolayısıyla, çocuğun anlattıklarını her halukarda ciddiye almakta yarar vardır. 

Cinsel istismara maruz kalmış çocukların, bu yaşantı kadar travmatize oldukları bir diğer konu, ailelerin çocuğun anlattıklarını ciddiye almamaları ve bu konuyla ilgili hiç bir eylemde bulunmamalarıdır. Çocuk en güvendiği kişiler tarafından önemsenmediğini ve korunmadığını düşünür. Bu nedenle hiç bir sonuç getirmese de ailenin çocuğun anlattıklarıyla ilgili bir girişimde bulunması çocuk açısından çok önemlidir. 

Çocukların yaşadıklarının yanında, travmatize oldukları bir diğer konu da, özellikle resmi kurumların bu konuya yaklaşım biçimleridir. Bir çok çocuk buradaki görüşmeler ve kimi zaman da muayeneler neticesinde bir kez daha kendilerini çaresiz ve korunmasız hissederler. Devletin mutlaka uygulamaya koyması gereken prosedürlerden bir tanesi, cinsel istismara uğramış olduğunu ifade eden bir çocuğun ifadesinin alınma ve/veya muayenesinin yapılması prosedürüdür. Burada, çocuğun ve yakınlarının özel hayatlarına, duygusal olarak hassasiyetlerine saygılı bir yaklaşım zorunludur. İfadesi çok kez alınmış, bir çok keresinde de üstünkörü dinlenmiş bir çocuk için zaten paramparça olmuş güven duygusunu yeniden oluşturma şansı neredeyse kalmamaktadır. Travma ile ilgili olarak yapılan araştırmalar, olaydan sonra olayı tekrar tekrar anlatmanın kişi üzerinde ayrıca travma yaratabileceğini göstermektedir. 

Pedofili için belirlenmiş özel bir tedavi yöntemi bulunmamakla birlikte, bazı yöntemlerin etkisinin olduğu görülmüştür. Pedofili tedavisinde, ana mantık bir bağımlılık tedavisi ile benzerdir. Pedofilin tedavi olma niyeti, tedavinin başarısını arttırır. Pedofili tedavisinde libidoyu düşürücü ilaçlar da kullanılabilmektedir, buna “kimyasal hadım” adı verilir. 

Travma, bilindiği gibi kişinin olduğu gibi devam edeceğini düşündüğü yaşamının olumsuz bir olayla aniden kesilmesi ve yön değiştirmesine, yani bir daha asla eskisi gibi olmamasına neden olan bir olay olarak tanımlanır. Birincil derecede travmatik olan olaylar da kişinin kendi bedenine, beden bütünlüğüne zarar getirmiş olan olaylardır. Bu tanımlama çerçevesinde bakıldığında, taciz ve tecavüz birinci derecede travma olarak sınıflandırılabilir. Böyle bir olaydan sonra her çocuğun göstereceği tepki farklılıklar gösterse de, genel olarak çocuğun “travma sonrası stres bozukluğu” belirtilerini gösterdiği gözlenir. Bu durumda tepkiler, donma, kopma, inkar, aşırı içe kapanma olabileceği gibi aşırı tedirginlik, sık geri dönüşler, değişik uyaranları olaya bağlama, kabus görme, gelinen gelişim aşamasından çok daha gerilere gitme, örneğin alt ıslatma, sık ağlama gibi, sosyal hayatta ve akademik ortamda zorlanma, davranış bozuklukları da olabilir. Çocuğunun davranışında ani ya da yavaş yavaş ortaya çıkan değişiklikler gözleyen ailelerin bu durumu ciddiye almalarında yarar vardır. 

Çocukların tedavi süreci yetişkinlerden biraz daha farklıdır, zira en başta bir çocuk bir yetişkinin sahip olduğu ifade gücüne sahip değildir. Bu nedenle, başvurulan uzmanın çocukla iletişim kurmak ve onun güvenini kazanmak için çocukla zaman geçirmesi önemlidir. Uygulanan çeşitli değerlendirmeler, çocuğun kişilik yapılanması ve duygusal yapılanması hakkında fikir verse de, çocuğun istismara uğrayıp uğramadığının cevabını veremez. Çocukla kullanılacak müdahale yöntemleri çocuğun yaşına ve konumuna göre değişkenlik gösterse de genellikle oyun terapisi, sanat terapisi gibi dışa vurumcu yöntemler ile travma terapilerinde kullanılan bilişsel davranışçı, EMDR gibi yöntemler terih edilir. Bunun dışında, çocuğun kaygısını azaltacak ya da algılamasını düzenleyecek farmakolojik müdahalelere de gerek duyulabilir. 

Çocukların cinsel istismarının yaygınlığını saptamak, vakanın genellikle bildirilmemesi nedeniyle oldukça zordur. Araştırmalar bu oranın %8-10 olduğunu ortaya koysa da, gerçekte bu oranın çok daha yüksek olduğu bilinmektedir. 
Bu konuyla ilgili olarak anne-babaların üstlenmesi gereken belki de en önemli görev, çocuklarına bedenlerini korumayı öğretmektir. Çocuklar bedenlerinin kendilerine ait olduğunu, kendileri istemeden kimsenin bedenlerine dokunmaya hakkı olmadığı konusunda bilinçlendirilmelidirler. Böyle bir durum söz konusu olduğunda bağırmak, yardım istemek çocukların en doğal hakkıdır. Bunun dışında, çocuklar bu durumu hemen anne ve babalarıyla ya da ailede kendilerine güven veren biriyle bunu paylaşmaları gerektiğini bilmelidir.


Paylaş